Kısa süre önce ekranlara düşen “Kral Kaybederse”de Handan Baran karakterine yaşam veriyor Aslıhan Gürbüz.

Star TV ve Netflix ekranlarında yayımlanan dizide kendisinin de öncesinde alışık olmadığı bir karaktere yaşam veren başarılı oyuncu Cumhuriyet’ten Deniz Ülkütekin’in sorularını yanıtladı.

* “Kral Kaybederse” ekranlara oldukça etkileyici bir giriş yaptı. Sizce dizi dramatik olarak izleyici ile bağlantı kurmak için nasıl bir yol izliyor?

Buna çok şükrediyorum çünkü yılların ayların emeği var bu işte. Çok emek verdik ekipçe. Açılışını böyle yapması hepimizi mutlu etti. Başından beri şunu hissettim: “Narsist mağduru olmuş insanlara yalnız ya da yanlış değilsiniz” diyor. Hangi aileden hangi eğitimden gelirseniz gelin böyle bir tuzağa düşebilirsiniz. Ve çok basit, çok olası ve tanıdık bir mevzu ile anlatıyor bunu.

* Sanırım düşüş öykülerini izlemekten herkes hoşlanıyor. “Kral Kaybederse” de biraz böyle bir öykü. Bir yıkım anlatısı içeriyor. Sizce izleyici böyle öyküleri izlemekten neden hoşlanıyor?

İlahi adaletten tutun karmaya kadar hepsinde var olan inanış, “İyiler kazanır”. Kitap beni bu anlamda çok etkilemişti. Antik dönem tragedya örneklerinde de gördüğümüz gibi karakterin kaderini ters-düz ettiği kararlar ve davranış biçimleri neticesinde yaşadıkları yüz yıllardır merak uyandırır. Ben de okurken Kenan’ın hatalarından ders alıp almayacağını merak etmiştim ve yine aslında “Kral Kaybederse” herkesin değişebilme, kaderinin yönünü tayin edebilme umudunu taşıyor.

* Handan Baran’ı oldukça klişe bir yerden de görebiliriz, tamamen kendine özgü bir karakter olarak da okuyabiliriz. Çok katmanlı yaratılmış bir karakter, bu katmanların açığa çıkmasında sizin de önemli rolünüz var ve olacak gibi görünüyor.

Klişe demeyelim de birçoğumuz gibi diyelim. (Gülüyor) Çok uğraştım Handan’ı anlamak için. Anlaşılması hem çok zor hem de çok basit bir kadın Handan. Zaafı var, her insan gibi ve bir çoklarımızın aksine de hayatı bilmiyor. Narsist bir babadan narsist bir eşe bağımlı bir hayat yaşamış. Başka türlüsünü bilmiyor. Hepimiz büyüdüğümüz evin sevgi motifinin benzerini örüyoruz olgunlukta ve ikili ilişkilerde. Handan’ın durumu da bundan mütevellit klişe gelmiş olabilir size.

* “Mukadderat” ile yine beyazperdede iz bırakan bir iş çıkardınız. Sizin için bu yapımı anlamlı ve özel kılan neydi?

Baştan sona her şey. (Gülüyor) Harika bir senaryo okudum ve bu o kadar az olan bir şey ki ve bir orta yaş kadının hikâyesi, bu da çok az. Ve bir Nur Sürer çınarı gerçeği var. Muadili yok hanımefendinin. Nasıl oynamayayım, neler neler öğrendim kendisinden ve neler kattım kendime... Cümlelere sığmaz. Yönetmenimiz Nadim Güç, senaristimiz Erdi yapımcılarımız Rodi ve Suzan ve  oyuncu arkadaşlarımla böyle bir projenin içinde yer alıp Cide’de 2 hafta yaşamak çok güzel gözüktü gözüme ve Reyhan’ı çok sevdim, kabul ettim. İyi ki etmişim içinde olmaktan gurur duyduğum çok özel bir iş oldu.

YALNIZLIK VE ÖZGÜRLÜK

* Bana kalırsa özgürlük kavramı ile birey arasındaki en önemli duvar yalnızlık korkusu ve bu konuda söyleyecek sözleriniz olduğunu düşünüyorum. Çünkü zaman içinde pek çok kişisel yüzleşmenizi gerçekleştirdiğinizi veya en azından denediğinizi tahmin ediyorum.

Yalnızlık korkusu her bireyin bir an evvel halletmesi gereken bir korku benim bakış açımdan. 18 yaşımda ayrıldım baba evimden, yıllar içinde de yalnızlığımla iyi bir ritim yakaladım. Yalnız olmayı göze alabilen birinin biraz daha güçlü ve özgür olduğuna inanlardanım. Yalnızlığının içinde sıkılmadan kalabilen biri insan olmanın tüm acılarını sorgularını kendi iç sesi ile bir şekilde halledebildiğinden biraz daha sakin ve kendini bilir gibi geliyor bana. Ancak şöyle bir tehlikesi var, yalnızlığa çok alışmış biri de kolay kolay aşamıyor o güvenli alanı, çok da karışamıyor insanlar arasına. Kaldırmıyor kafası ve kalabalık içinde de yalnız olmayı tercih ediyor, yabani dediklerimiz de bunlardan sanırım. (Gülüyor) Zaman zaman yabanileştiğim olmadı değil. Bir dozu var biraz sosyallik, biraz iş biraz içe ve kendine dönme gibi. Bu sebeptir ki sosyal medyada gördüğüm terapi, terapist, spiritüel şifacılar, felsefeciler bir şekilde sorun ne olursa olsun o yalnızlık duvarının sapından yanından üstünden ya da arkasından hikâyeler anlatıyorlar gibi... Modern yüzyılın insanının biraz daha yalnız kalıp kendisini dinlemesi gerektiğine inanıyorum. O zaman barışacak yalnızlığı ile.

‘DOĞA BENİM DOĞALIM’

* Doğa ile iç içe bir duygu taşıyorsunuz. Bu hal nereden geliyor?

Hepimiz o duyguyu taşıyoruz sadece farkında değiliz. Bir bütünüz bir dağ ile ağaç ile ya da bir arı ile. Tüm dinler öğretiler çoğu felsefe bunu anlatıyor zaten. Bana gelecek olursak doğumumdan. İçine doğduğum ailem, köklerim, büyüdüğüm İnegöl’den geliyor bu hal. Her çocuk benim gibi ağaçların bahçelerin derelerin kenarından okula gidiyor her hafta sonu köyüne gidip yumurtayı tavuktan, sütü koyundan alır sanıyordum. (Gülüyor) Veya her pazar pikniğe gider yaban kuşlarını ya da bulutları izler, deniz kenarında kamp kurar. Dereyi, denizi, ağacı, çiçeği, hayvanı, böceği görüp, dokunup, severek büyüdüm, içimden geldi hep bu dürtü ve hep gördüm bu güzellikleri. Nerede yaşarsam yaşayayım bozkırda bile bir ağaç görürüm, bir güzellik bulurum. Şehirde insanlar geçer gider ama ben defne ağacını görürüm, şehirde duymazlar ama baştankara sesini ben duyarım. Şehirde de olsam yaratılmış tüm güzellikleri görmeye ve sevmeye programlı gelmişim bu dünyaya, ailemde bunu daha da büyütmüş müteşekkirim bunun için de. Biz ailecek severiz doğayı ve saygı duyarız aşk besleriz, kardeşim amatör kuş fotoğrafları çeker, annem her şeyin tohumunu saklar, eker, biçer. Ailemden de şanslıyım bu konuda dediğim gibi sayelerinde dikkatim de saygım da daha arttı. Bu hal, benim şifam da bir yerde. En bunaldığım an da Emirgan Korusu’nda sincap gördüğüm an tüm yorgunluğum sıkıntım derdim siliniyor. Özetle doğa ile oluşturduğum bu ilişki benim doğalım. (Gülüyor)

"10 KİŞİDEN SEKİZİ BUNU YAŞAMIŞTIR"

* Handan Baran’ın eşi Kenan Baran’la ilişkisi birçok kadının yazgısını da betimliyor diye düşünüyorum. Siz kendinizi Handan Baran’ın yerine koysanız nasıl bir yol izlerdiniz?

Gülten Akın’ın hayatını kaybeden Evren Devrim Zelyut’a yazdığı şiir ortaya çıktı! Gülten Akın’ın hayatını kaybeden Evren Devrim Zelyut’a yazdığı şiir ortaya çıktı!

Handan için bekara boşanmak kolay derdim. (Gülüyor) Şimdi bizler bu röportajlar da büyük büyük cümleler kuruyoruz sonra hayatın garip mizah anlayışından payımızı almayalım. (Gülüyor) Ben hiç evlenmedim bilmiyorum evlilik dinamiği nasıldır ama evlilik, sevgililik ilişkilerinde aldatma bir güven ihlali bir akit bozma gibi... Ve yüzdeye vurduğumuzda 10 kişiden en az sekizi bu sözleşmenin tek taraflı ihlalini ya da feshini yaşamıştır. Ve bu durumdan doğan güven kırılması karşısında herkes o ilişkinin içinde kalmaya ya da o ilişkiye son verme konusunda daha farklı yollar izlemiştir. Amaç zaten seyirciye de bunu göstermek, “Siz olsanız ne yapardınız” diyeceği bir dizi bizimkisi. Bazıları Handan ile bazıları Fadi ile bazısı Özlem ile bir tutacak ya da kıyaslayacak, sevip onay verecek ya da kızıp eleştirecek. Tıpkı hayatımızda duyduğumuz bu olaylarda kadın-erkeğe verdiğimiz tepki ya da eleştiri gibi kendimizden farklı olma biçimlerine tepki göstereceğiz ama içinde olsak ne yapardık bilemeyeceğiz.

‘HANDAN GİBİ BİR KADINI HİÇ OYNAMADIM’

* Ana akım kanallarda yer alacağınız işleri seçerken oldukça titiz davrandığınızı biliyorum. “Kral Kaybederse”yi seçmenizin nedenleri neydi?

Bir kere yönetmenlerimiz ile 17 senelik meslek hayatımda hiç çalışmadım ve sistemlerini merak ettim. OGM benim iki proje yaptığım yapım şirketi ve çok severim sistemlerini. Uygulayıcı yapımcım ile üç kere çalıştım. Merve ve Halit ile de daha önce çalışmıştım. Şimdi bu aşina olma ve bilme durumu cepte iken Handan gibi zaafiyetli ve pasif görünümlü bir kadını hiç oynamadım. Bana hep güçlü-dişli ve çoğunlukla negatifi fazla kadınlar gelir. Hal böyle olunca bana hiç teklif edilmemiş sizin tabirinizle “klişe” kadını oynamayı çok istedim. Ben hep farklı haller durumlar ve ruh hallerinde olan kadınları oynamayı seviyorum ve benden ne kadar uzak olduklarına bakıyorum. Dolayısıyla hepsi birleşince üç yıl sonra ana akıma tamam diyeceğim bir işim olmuş oldu “Kral Kaybederse” ile.

ASLIHAN’A İKİ ÖĞÜT

* Mesleğinizin, ayakta kalmanın epey zor olduğu bir meslek olduğunu düşünüyorum. Peki 15 yıl önceki Aslıhan’a mesleğinizle veya yaşamla ilgili bir öğüt verecek olsanız ne söylerdiniz?

Mesleğime aşığım ben, elbette zorlukları var aklımıza gelecek her iş gibi. 15 yıl önce ki Aslıhan’a mesleğimle ilgili bir öğüt versem “Hayranı olduğun insanlarla çalışma”, “İşle ilgili hayal kurma” ve “Mükemmeliyetçiliğin ile kendini mutsuz etme” derdim. Bu üç ana başlık 17 yıl boyunca meslek beni en yoran, en mutsuz eden şeylerdi. Hayat için de “her şey geçer” derdim.

* 10 yıl sonra nerede olmayı hayal ediyorsunuz?

Hayatta ve iyi kalırsam bana yeter gibi.